Mezoterapi İle Selülit Tedavisi

Selülit hormonal ve dolaşım bozukluğundan kaynaklanan bir sorundur, bir hastalık değildir. Kadınların vücudunun değişik yerlerinde oluşur ve estetik açıdan görüntüyü etkiler. Basen bölgesi, bacaklar ve kalça en çok görülen yerlerdendir. Yağ doku hücrelerinde olan bazı değişikliklerden dolayı yuvarlak yağ birikintilerinin oluşmasıdır.

Kadınlarda selülit ciltte erkeklerden daha fazla su tutmasından, cilt yapısının daha narin ve ince olmasından kaynaklanan bir problemdir. Zayıf kişilerde de görülebilmektedir. Selülit oluşumunda genetik faktörler de önemli bir etkendir.

Selülitin de bir gelişim süreci vardır. Erkenden duruma müdahale edilmesi halinde kontrol altına alınabilir ve cilt kolayca eskisi gibi pürüzsüzleştirilebilir.

Selülit konusunda en etkin tedavilerden biri mezoterapidir.

Selülit mezoterapisi ile derinin orta katmanına ilaçlar enjekte edilir. Çok ince uçlu iğneler sayesinde yan etkisi olmayan ilaçlar hedef bölgeye gönderilir. Kılcal damarlar sayesinde bu ilaçlar selülitli bölgede direkt etki yaratır. Bu sayede dokularda oluşmuş ödemi çözer, kan toplanmalarını önler, bozulmuş lenf ve kan dolaşımını düzenler. Hücreler uyarılarak yağların yakılması ve parçalanması sağlanır. Kan dolaşımındaki artış sayesinde de yağ artıkları kolayca atılır.

Selülit mezoterapisinin hijyenik ortamlarda yapılması gerekmektedir. Gerekli hijyenin sağlanamadığı durumda Aids, Hepatit B ve C gibi hastalıklarla karşılaşılabilir. Mutlaka doktor tarafından uygulanması gereken bir yöntemdir.

Selülit mezoterapisi ortalama 20-30 dakika sürer ve beklenen etki 10-15 seans aralığında alınır. Sonrasında 1 yıl içinde 1 veya 2 kez uygulanması tedavin koruma aşaması için yeterlidir. Kişinin günlük hayatını etkileyen herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.

Selülit mezoterapisi uygulanan hasta eski yeme alışkanlıklarına devam edip, egzersiz yapmayı ihmal ederse selülitin tekrardan oluşma riski bulunmaktadır.

Bu konuda soru sormak veya muayene randevusu almak için lütfen arayın: +90 212 280 08 00

Not: Bu yazı Dr. Hamid Aydın’ın ilgili makalesinden yazarın izni ile alınmıştır. Yazarın izni olmadan başka bir yerde yayınlanamaz.